Göz kararması, temel olarak gözün retina tabakasını veya beynin görme yollarını besleyen kan akışının geçici olarak azalması ya da kesintiye uğraması sonucunda meydana gelir. Genellikle anlık tansiyon düşüklüğü (hipotansiyon), damar sertliğine bağlı dolaşım bozuklukları, kansızlık veya kan şekeri dengesizlikleri nedeniyle hassas sinir dokularının oksijensiz ve enerjisiz kalmasından kaynaklanır. Tıbbi literatürde Geçici Görme Kararmaları olarak tanımlanan bu durum basit bir yorgunluk belirtisi olabileceği gibi, tek gözde gelişen damar tıkanıklıklarının veya yaklaşmakta olan ciddi nörolojik ve kardiyovasküler olayların kritik bir ön habercisi niteliğindedir.

Göz Kararması Nedir ve Mekanizması Nasıl İşler?

Halk arasında genellikle “gözümün önü karardı” şeklinde ifade edilen bu durum tıbbi literatürde “Geçici Görme Kararmaları” olarak adlandırılır. Bu olayın temelinde yatan mekanizma aslında oldukça basittir ancak sonuçları karmaşık olabilir. Gözün en arkasında bulunan ve görmemizi sağlayan sinir tabakası olan retina, vücudun en “aç” dokusudur. Oksijen ve glikoz ihtiyacı o kadar yüksektir ki kan akışında meydana gelen en ufak bir kesintiye veya azalmaya karşı anında tepki verir.

Siz göz kararması yaşadığınızda, aslında o sırada retinanıza veya görme sinirinize giden kan miktarında geçici bir azalma oluyor demektir. Bu azalma, damarın içindeki bir tıkanıklıktan kaynaklanabileceği gibi, kalbin göze yeterince kan pompalayamamasından da kaynaklanabilir. Kan akışı yavaşladığında veya durduğunda, retina dokusu “uyku moduna” geçer ve işlevini durdurur. Beyne görüntü gitmediği için de siz o anı karanlık, grileşmiş veya bulanık bir vizyon olarak algılarsınız.

Bu durumun oluşmasında etkili olan fizyolojik süreçler oldukça çeşitlidir. Bazen kanın akışkanlığı, bazen damarın çapı, bazen de kalbin pompalama gücü bu denklemi değiştirir.

Bu mekanizmayı tetikleyen bazı temel faktörler şunlardır:

  • Kan basıncındaki ani düşüşler
  • Damar içi pıhtılaşmalar
  • Kalp ritmindeki düzensizlikler
  • Kanın oksijen taşıma kapasitesinin düşmesi

Tek Gözde Olan Göz Kararması Neden Daha Ciddi Bir Risktir?

Biz göz hekimlerinin hastalardan duymaktan en çok çekindiği cümlelerden biri şudur: “Doktor bey, sadece sağ gözüme sanki yukarıdan bir perde indi, birkaç dakika karanlıkta kaldım ve sonra düzeldi.” Eğer kararma şikayeti tek bir gözle sınırlıysa, bu durum bizim için “kırmızı alarm” seviyesindedir. Tıpta “Amaurosis Fugax” olarak adlandırdığımız bu tablo o gözü besleyen ana damarda geçici bir tıkanıklık olduğunu gösterir.

Bu durumu şöyle hayal edebilirsiniz: Evinizin su tesisatında bir tıkanıklık var ve musluktan su akmıyor. Bir süre sonra tıkanıklığa neden olan parça hareket edip gidiyor ve su tekrar akmaya başlıyor. İşte tek gözde olan kararmalar, genellikle damar içinde dolaşan serseri bir pıhtının (emboli) göz damarını tıkamasıyla oluşur. Bu pıhtı parçalanıp gittiğinde görme geri gelir. Ancak asıl tehlike, bu pıhtının nereden geldiğidir. Genellikle boyundaki şah damarındaki kireçlenmelerden veya kalpten kopup gelirler.

Göze pıhtı atması, aynı damar yolunu kullanan beyne de pıhtı atılabileceğinin en somut kanıtıdır. Yani tek gözde geçici görme kaybı yaşayan bir hasta, aslında potansiyel bir inme adayıdır. Bu yüzden bu şikayet asla “yorgunluktandır” denilerek geçiştirilmemelidir.

Tek taraflı kararmaların altında yatabilecek ciddi vasküler sorunlar şunlardır:

  • Şah damarı darlığı
  • Kalp kapakçığı hastalıkları
  • Atriyal fibrilasyon
  • Aterosklerotik plaklar

Her İki Gözde Görülen Kararmalar Hangi Sistemik Sorunları İşaret Eder?

Eğer hasta “her iki gözüm birden karardı, etrafım bulanıklaştı” diyorsa, o zaman rotamızı gözden ziyade genel vücut sistemine çeviririz. İki gözün aynı anda etkilenmesi, sorunun lokal bir tıkanıklıktan değil tüm vücudu ilgilendiren bir dolaşım probleminden kaynaklandığını gösterir. Buna “Presenkop” veya bayılma öncesi durum da denir.

Bu tabloda, beyne ve dolayısıyla her iki göze giden toplam kan miktarında bir azalma söz konusudur. Kalp, çeşitli nedenlerle beyne yeterli basınçta kanı ulaştıramaz. Beyin oksijensiz kaldığında ilk olarak görme merkezinin şalterini indirir. Hastalar bu durumu genellikle “tünel görüşü” olarak tarif ederler; yani etraf kararır, sadece ortayı görürler ve ardından tam bir karanlık gelebilir.

Bu tip kararmalar genellikle vücudun hemodinamik dengesinin bozulduğu anlarda ortaya çıkar. Stres, korku, aşırı sıcak veya uzun süre ayakta kalmak gibi durumlar tetikleyici olabilir. Burada göz sadece bir habercidir; asıl sorun dolaşım sistemindedir.

İki taraflı göz kararmasına sıklıkla eşlik eden diğer belirtiler şunlardır:

  • Baş dönmesi
  • Kulak çınlaması
  • Mide bulantısı
  • Soğuk terleme
  • Dizlerde halsizlik
  • Yüzde solukluk

Ayağa Kalkınca Oluşan Göz Kararması Bir Hastalık Belirtisi midir?

Klinikte en sık duyduğumuz hikayelerden biri de şudur: “Koltuktan hızlıca kalktığımda başım dönüyor ve gözlerim kararıyor.” Bu durumun tıbbi adı “Ortostatik Hipotansiyon”dur ve aslında vücudun yerçekimine karşı verdiği savaşta geçici bir yenilgi almasıdır.

Normalde insan vücudu mükemmel bir adaptasyon yeteneğine sahiptir. Siz yatar pozisyondan ayağa kalktığınızda, yerçekimi etkisiyle kan bacaklarınıza doğru hücum eder. Vücudunuzdaki sensörler bunu hemen fark eder ve beyne kan göndermek için bacak damarlarını büzer, kalbi biraz hızlandırır. Ancak bazı insanlarda bu refleks mekanizma gecikir. Kan bacaklarda göllenir, beyne giden kan basıncı anlık olarak düşer ve gözler kararır.

Bu durum sadece yaşlılarda değil gençlerde de görülebilir. Özellikle genç kadınlarda gördüğümüz ve nabzın aşırı hızlanmasıyla karakterize olan durumlar da (POTS gibi) benzer şikayetlere yol açar. Ayrıca kullanılan bazı ilaçlar da bu dengeyi bozabilir.

Ayağa kalkınca oluşan kararmayı tetikleyen durumlar şunlardır:

  • Hızlı pozisyon değişimi
  • Uzun süre yatak istirahati
  • Ağır yemek sonrası
  • Sıcak banyo veya duş
  • Alkol tüketimi
  • Aşırı yorgunluk

Metabolik Dengesizlikler ve Kansızlık Göz Kararması Yapar mı?

Göz kararmasını sadece “kanın gitmemesi” olarak düşünmemek gerekir; bazen giden kanın “kalitesi” de önemlidir. Gözün sağlıklı görebilmesi için sadece kana değil o kanın taşıdığı oksijene ve şekere de ihtiyacı vardır. Eğer kan değerlerinizde bir düşüklük varsa, gözünüz en ufak bir eforda “yakıtım bitti” sinyali verir ve görüntü kararır.

Kansızlık (anemi), bu durumun en yaygın sebeplerinden biridir. Kırmızı kan hücreleriniz dokulara yeterince oksijen taşıyamadığında, retina nefessiz kalır. Özellikle adet dönemindeki kadınlarda veya beslenme bozukluğu olanlarda sıkça rastladığımız bir tablodur. Hasta oturduğu yerde iyidir ama merdiven çıkarken veya hareket halindeyken gözleri kararır.

Benzer şekilde kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) de kritik bir faktördür. Beyin ve göz, enerji kaynağı olarak sadece şekeri (glikozu) kullanır. Uzun süre aç kaldığınızda veya diyabet ilacınızı dengesiz kullandığınızda, yakıt seviyesi kritik eşiğin altına düşer. Bu durumda sadece göz kararması değil tüm vücutta bir “sistem çöküşü” hissi yaşanır.

Metabolik kaynaklı göz kararmalarında görülebilecek ek bulgular şunlardır:

  • Aşırı halsizlik
  • Konsantrasyon bozukluğu
  • Çarpıntı hissi
  • Ellerde titreme
  • Sinirlilik hali
  • Terleme nöbetleri

Göz Kararması Migren ile Karıştırılabilir mi?

Evet, hem de çok sık karıştırılır. Ancak migren kaynaklı görme sorunları ile damarsal kararmalar arasında çok temel farklar vardır. Migren, özellikle de “auralı migren”, beyindeki elektriksel aktivitenin geçici bir fırtınasıdır ve görme merkezini etkiler. Ancak migren hastalarının yaşadığı deneyim genellikle “karanlık” değil “ışıklı”dır.

Damar tıkanıklığında hasta “göremiyorum, her yer siyah” derken, migren hastası genellikle “gözümün önünde ışıklar çakıyor, kırık cam parçaları görüyorum” der. Biz buna “pozitif semptomlar” diyoruz. Migren aurası genellikle yavaş yavaş başlar, 20-30 dakika sürer ve görüş alanında parıldayan şekillerle ilerler. Oysa damarsal kararmalar (Amaurosis Fugax) çok ani başlar ve çok kısa sürer.

Ancak migrenin de “negatif” semptomları olabilir; yani görme alanında kör noktalar oluşabilir. Bu yüzden ayırıcı tanı çok önemlidir. Hastanın anlattığı hikaye, bize doğru teşhisin anahtarını verir.

Migren aurasında görülebilecek görsel efektler şunlardır:

  • Zikzak çizgiler
  • Parıldayan ışıklar
  • Genişleyen ışıklı halkalar
  • Bulanıklaşan bölgeler
  • Renkli haleler

Göz Doktoru Muayenesinde Tanı Nasıl Konulur?

Bir hasta “gözüm kararıyor” şikayetiyle geldiğinde, biz hekimler adeta bir dedektif gibi iz süreriz. İlk ve en önemli aşama, hastayı dinlemektir. Kararmanın tek gözde mi yoksa iki gözde mi olduğu, ne kadar sürdüğü, ne yapınca geçtiği gibi soruların cevapları, bizi doğru adrese götüren yol haritasıdır.

Sonrasında detaylı bir göz muayenesi başlar. Burada en kritik araçlarımızdan biri “biyomikroskop” ve “göz dibi mercekleri”dir. Göz bebeğini damla ile büyüterek retinanın damarlarını inceleriz. Göz dibi muayenesi, insan vücudunda damarların çıplak gözle, hiçbir kesi yapılmadan doğrudan görülebildiği tek yerdir. Orada gördüğümüz damarlar, beyin ve kalp damarlarınızın da birer kopyasıdır.

Eğer göz damarlarında bir tıkanıklık, plak veya kanama görürsek, bu bize sistemik hastalıklar hakkında çok net kanıtlar sunar. Ayrıca hastanın tansiyonunu hem yatarken hem de ayağa kalktıktan sonra ölçerek ortostatik hipotansiyon varlığını test ederiz.

Göz dibi muayenesinde aradığımız kritik bulgular şunlardır:

  • Hollenhorst plakları (kolesterol parçacıkları)
  • Retinal kanamalar
  • Damar kıvrımlaşmaları
  • Makula ödemi
  • Optik sinir solukluğu

Retinal Damar Tıkanıklıkları İçin Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Eğer geçici kararmalar ciddiye alınmazsa veya süreç ilerlerse, maalesef kalıcı damar tıkanıklıkları (Retinal Ven Tıkanıklığı gibi) gelişebilir. Bu durumda gözün arkasında sıvı birikmesi yani ödem oluşur ve görme kalıcı olarak azalır. Ancak modern tıpta bu durumun tedavisi için çok güçlü silahlarımız var.

Bu tedavilerin başında “göz içi enjeksiyonlar” gelir. Anti-VEGF adını verdiğimiz bu ilaçlar, gözün içine çok ince iğnelerle enjekte edilir. Bu ilaçlar, bozulmuş damarlardan sızan sıvıyı kurutur ve ödemi çözer. Tedavinin başarısı, düzenli takibe ve doğru zamanda yapılan müdahaleye bağlıdır.

Bu noktada uyguladığımız en güncel protokol “Tedavi Et ve Uzat” (Treat and Extend) yöntemidir. Bu yaklaşım hastayı gereksiz yere sık sık hastaneye getirmek yerine, durumuna göre aralıkları açmayı hedefler. Göz iyi durumdaysa kontrol süresini uzatırız, bozulma varsa kısaltırız. Böylece hasta hem tedavisiz kalmaz hem de hastane yorgunu olmaz.

Tedavi Et ve Uzat protokolünün hasta için avantajları şunlardır:

  • Daha az enjeksiyon sayısı
  • Kişiselleştirilmiş tedavi planı
  • Klinik ziyaretlerinin azalması
  • Görme seviyesinin korunması
  • Nüks riskinin düşürülmesi

Hastalar Yaşam Tarzında Neleri Değiştirmelidir?

Göz kararması şikayeti olan hastalar için tedavi sadece ilaç veya iğne ile sınırlı değildir. Günlük hayatta yapacağınız küçük değişiklikler, bu şikayetlerin azalmasında büyük rol oynar. Özellikle tansiyon düşüklüğüne bağlı kararmalarda, vücudun sıvı dengesini korumak en önemli adımdır.

Vücut susuz kaldığında kan hacmi azalır ve beyne kan gitmesi zorlaşır. Bu yüzden su içmek, en basit ama en etkili ilaçtır. Ayrıca beslenme düzeni de kan şekerinin dalgalanmasını önlemek için kritiktir. Uzun süre aç kalmak yerine sık ve az yemek, metabolizmayı dengede tutar.

Eğer sorun duruş pozisyonuna bağlıysa (ortostatik hipotansiyon), hareketleri yavaşlatmak gerekir. Yataktan kalkarken önce oturup bacakları sarkıtmak, vücuda “hazırlan, kalkıyoruz” mesajını verir ve ani kararmaları önler.

Hastalarımıza önerdiğimiz temel yaşam tarzı değişiklikleri şunlardır:

  • Günde en az 2-2.5 litre su içmek
  • Tuz tüketimini doktor kontrolünde ayarlamak
  • Ani ayağa kalkışlardan kaçınmak
  • Düzenli ve dengeli beslenmek
  • Aşırı sıcak ortamlardan uzak durmak
  • Kafein tüketimini dengelemek
  • Varis çorabı kullanmak (doktor önerisiyle)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button