Göz tansiyonuna iyi gelen yöntemler, göz içi basıncını dengeleyerek görme sinirini korumayı amaçlar. Glokom tedavisinde en sık kullanılan yöntemler arasında ilaç tedavisi, yaşam tarzı düzenlemeleri ve bazı cerrahi uygulamalar yer alır. Erken tanı ve düzenli takip, görme kaybını önlemede kritiktir.
Göz tansiyonunu düşüren ilaçlar, tedavinin temelini oluşturur. Göz damlaları ile uygulanan bu ilaçlar, göz sıvısının üretimini azaltır veya dışa akışını artırarak basıncı düşürür. Hasta uyumu yüksek olduğunda, ilaç tedavisi uzun süre etkili sonuçlar verebilir.
Beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri de göz tansiyonu kontrolünde etkilidir. Tuz tüketiminin azaltılması, kafein alımının sınırlandırılması ve düzenli egzersiz yapılması göz içi basıncını olumlu etkiler. Ayrıca sigaranın bırakılması ve alkol tüketiminin sınırlanması önerilir.
Alternatif tedaviler arasında lazer ve cerrahi müdahaleler yer alır. İlaçlarla kontrol altına alınamayan vakalarda, trabeküloplasti veya filtrasyon ameliyatları tercih edilir. Bu işlemler, sıvı akışını düzenleyerek göz içi basıncının kalıcı olarak düşürülmesini sağlar.
Göz tansiyonu neden önemlidir?
Göz tansiyonu, gözün içindeki sıvının oluşturduğu basıncı ifade eder. Bu basınç belirli bir aralıkta seyrettiğinde göz dokuları sağlıklı biçimde beslenir. Ancak basıncın uzun süre yüksek kalması, görme sinirine zarar verebilir. Bu zarar yavaş ilerlediği için kişi uzun süre herhangi bir sorun fark etmeyebilir. Bu nedenle göz tansiyonu, genellikle “sessiz ilerleyen” bir durum olarak tanımlanır.
Her yüksek göz tansiyonu mutlaka glokom anlamına gelmez. Aynı şekilde bazı kişilerde basınç normal sınırlarda olsa bile görme siniri hassas olabilir. Bu durum, göz tansiyonuna yaklaşımın neden kişiye özel değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
Göz tansiyonuna iyi geldiği düşünülen yaşam tarzı alışkanlıkları
Göz tansiyonuyla ilgili yapılan önerilerin büyük bölümü, genel sağlığı destekleyen alışkanlıklarla örtüşür. Bunlar tek başına tedavi edici değildir, ancak süreci destekleyici olabilir.
Düzenli fiziksel hareket
Hafif ve orta düzeyde yapılan egzersizlerin, göz içi basıncında geçici düşüş sağlayabildiği gösterilmiştir. Özellikle tempolu yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi aktiviteler bu kapsamda değerlendirilir. Ancak başın uzun süre aşağıda kaldığı, zorlayıcı egzersizlerin herkes için uygun olmadığı unutulmamalıdır.
Egzersiz planı oluşturulurken kişinin yaşı, genel sağlık durumu ve varsa başka hastalıkları mutlaka dikkate alınmalıdır.
Dengeli ve çeşitli beslenme
Göz tansiyonu için “özel bir diyet” tanımlanmamakla birlikte, antioksidanlardan zengin bir beslenme düzeni genel göz sağlığını destekler. Yeşil yapraklı sebzeler, mevsiminde tüketilen meyveler ve yeterli sıvı alımı bu açıdan önemlidir.
Aşırı tuz tüketimi, vücutta sıvı dengesini etkileyebileceği için sınırlandırılması önerilen alışkanlıklardan biridir. Kafeinli içeceklerin ise bazı kişilerde kısa süreli basınç artışına yol açabileceği bilinir.
Uyku düzenine dikkat etmek
Düzensiz uyku, stres hormonlarının artmasına ve dolaylı olarak göz içi basıncında dalgalanmalara neden olabilir. Özellikle yüzüstü ya da gözlere baskı uygulayan uyku pozisyonları, hassas kişilerde istenmeyen etkilere yol açabilir.
Uyku sırasında başın hafif yüksek pozisyonda olması, bazı kişiler için daha rahatlatıcı olabilir.
Günlük alışkanlıkların göz tansiyonuna etkisi
Göz tansiyonu söz konusu olduğunda, günlük hayatta farkında olmadan yapılan bazı davranışlar da önem kazanır.
Uzun süreli ekran kullanımı
Bilgisayar, telefon ve tablet kullanımı sırasında göz kırpma sayısı azalır. Bu durum doğrudan göz tansiyonunu yükseltmez; ancak göz yorgunluğu ve kuruluk hissini artırarak kişinin genel göz konforunu bozar. Düzenli molalar vermek ve ekran karşısında geçirilen süreyi dengelemek faydalı olabilir.
Stres yönetimi
Yoğun stres altında olmak, vücuttaki birçok sistemi etkiler. Göz tansiyonu da bu dolaylı etkilerden payını alabilir. Nefes egzersizleri, gevşeme teknikleri veya kişiye uygun rahatlatıcı aktiviteler, sürecin daha yönetilebilir olmasına katkı sağlayabilir.
Sigara ve alkol kullanımı
Sigaranın göz damarları üzerindeki olumsuz etkileri bilinmektedir. Göz tansiyonu olan bireylerde bu etki daha hassas bir tabloya yol açabilir. Alkol ise kısa süreli basınç değişikliklerine neden olabilir ve düzenli kullanımda göz sağlığı açısından önerilmez.
Bitkisel ve doğal yöntemler konusunda bilinmesi gerekenler
Göz tansiyonuna “iyi geldiği” iddia edilen birçok bitkisel ürün ve kür bulunur. Ancak bu tür yöntemlerin bilimsel geçerliliği sınırlıdır. Bazı bitkiler, kullanılan göz damlalarıyla etkileşime girebilir veya beklenmeyen yan etkilere yol açabilir.
Bu nedenle bitkisel ürünlerin, hekime danışılmadan kullanılması önerilmez. “Doğal” ifadesi her zaman güvenli anlamına gelmez ve göz gibi hassas bir organ söz konusu olduğunda bu konu daha da önem kazanır.
Göz tansiyonu takibinde düzenli kontrollerin yeri
Göz tansiyonu yönetiminde en kritik unsur, düzenli göz muayeneleridir. Göz içi basıncı ölçümü, görme siniri değerlendirmesi ve görme alanı testleri, sürecin seyrini anlamak açısından önemlidir.
Kişi kendini iyi hissetse bile, kontrollerin aksatılmaması gerekir. Çünkü göz tansiyonuna bağlı değişiklikler çoğu zaman hasta tarafından fark edilmez.
İlaçlar ve tedavi süreci neden kişiye özeldir?
Göz tansiyonu tanısı konduğunda, hekim tarafından farklı damlalar veya tedavi seçenekleri gündeme gelebilir. Burada amaç, göz içi basıncını kişinin görme siniri için güvenli kabul edilen düzeyde tutmaktır.
Her damla her hastada aynı etkiyi göstermez. Bu nedenle tedavi sürecinde doz ayarlamaları veya ilaç değişiklikleri yapılabilir. Hastanın damlaları düzenli ve doğru şekilde kullanması, sürecin önemli bir parçasıdır.
Ne zaman mutlaka uzmana başvurulmalıdır?
Aşağıdaki durumlarda gecikmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması önerilir:
- Ailede glokom öyküsü bulunması
- Görme alanında daralma veya kararma hissi
- Göz ağrısı, baş ağrısı veya ani görme değişiklikleri
- Daha önce göz tansiyonu tanısı konmuş olması
Bu belirtiler her zaman göz tansiyonuna işaret etmeyebilir; ancak değerlendirme gerektirir.

Prof. Dr. Tansu Erakgün, retina hastalıkları ve vitreoretinal cerrahi alanında 30 yıla yakın deneyime sahip bir göz hastalıkları profesörüdür. İzmir’deki Özel Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde retina dekolmanı, diyabetik retinopati, makula hastalıkları ve katarakt cerrahisi gibi ileri düzey tedaviler uygulamaktadır.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Prof. Dr. Erakgün, aynı kurumda göz hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra akademik kariyerinde hızla yükselerek 2004’te doçent, 2010’da profesör unvanını almıştır. Antwerp, Frankfurt ve Duisburg’daki ileri retina cerrahisi merkezlerinde eğitimler alarak uluslararası düzeyde deneyim kazanmıştır.
Prof. Dr. Erakgün, dünya literatürüne giren “Erakgun Spatula Knife” ve “Erakgun Snare” adlı cerrahi aletlerin tasarımcısıdır. Bu yenilikçi cihazlar, vitreoretinal cerrahinin global gelişiminde önemli bir kilometre taşı olmuştur. Bugüne kadar 15.000’in üzerinde cerrahi operasyon gerçekleştiren Prof. Dr. Erakgün, bilimsel çalışmaları ve klinik başarılarıyla Türkiye’de ve dünyada oftalmoloji alanında saygın bir otorite olarak kabul edilmektedir.
Aktif üyesi olduğu kuruluşlar arasında Türk Oftalmoloji Derneği, European Vitreoretinal Society (EVRS) ve American Academy of Ophthalmology (AAO) bulunmaktadır.
