Retina uzmanı (retina doktoru), göz hastalıkları ihtisasını tamamladıktan sonra pratiğini yalnızca gözün arka bölümünü oluşturan ağ tabakasına ve vitreus sıvısına adayan hekimdir. Bu doktorlar, doğrudan görme merkezini tehdit eden spesifik sorunları tedavi eder.
Türkiye’de retina uzmanı kesinlikle bulunmaktadır. Ülkemizdeki bu hekimler, genel göz muayenelerinin ötesine geçerek kariyerlerini tamamen arka segment cerrahilerine yöneltmiş, bu alanda özel eğitimler ve yoğun vaka tecrübesi edinmiş yetkin hekimlerdir.
Gözümüzün ışığı algılayan bu kritik sinir tabakası son derece hassas bir mimariye sahiptir. Bu dokunun sağlığını korumak ve hasarları engellemek, mikroskobik düzeyde oldukça özel bir klinik odaklanma gerektirir.
Görme kalitenizi belirleyen bu yapının doğru incelenmesi, tüm mesaisini bu dar alana yöneltmiş tecrübeli hekimler sayesinde başarılı şekilde yönetilmektedir.
Türkiye’de Resmi Anlamda Bir Retina Uzmanı (Retina Doktoru) Unvanı Bulunmakta Mıdır?
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve Tıpta Uzmanlık Kurulu mevzuatlarına bakıldığında, tıpta uzmanlık sınavıyla girilen veya diplomaya resmi olarak işlenen, devlet tarafından tescillenmiş bir “Retina Yan Dal Uzmanlığı” bulunmamaktadır. Ülke genelinde görev yapan, gözün arka kısmıyla ilgilenen ve bu alanda ameliyatlar gerçekleştiren tüm hekimlerin yasal ve resmi unvanı “Göz Hastalıkları Uzmanı” olarak geçer. Türk Oftalmoloji Derneği gibi meslek kuruluşları da mesleki etik ve yasal çerçeveler gereği, retinanın resmi bir diploma unvanı olmadığını, bunun yerine oldukça spesifik bir klinik ilgi ve yoğun çalışma alanı olduğunu özellikle vurgular. Bu durum hastalar arasında zaman zaman kafa karışıklığına yol açabilmektedir. Resmi bir yan dal diploması olmamasına rağmen, klinik pratiklerde, hastanelerde ve akademik dünyada bu kavramın karşılığı oldukça nettir. Tıbbın pek çok alanında olduğu gibi göz hastalıklarında da bilgi birikimi ve cerrahi teknolojiler o kadar büyük bir hızla ilerlemiştir ki bir hekimin gözün tüm alt birimlerine aynı ileri düzeyde hâkim olması günümüz şartlarında pek mümkün olmamaktadır. Bu durum göz doktorları arasında fiili bir alt uzmanlaşmayı doğal bir sonuç olarak ortaya çıkarmıştır.
Bir Göz Hekimi Klinik Pratikte Nasıl Retina Uzmanı (Retina Doktoru) Olarak Çalışmaya Başlar?
Göz hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamlayan her hekim, gözün genel yapısı, temel hastalıkları ve katarakt cerrahisi gibi konularda yetkinlik kazanır. Ancak bazı hekimler, mesleki kariyerlerini tamamen gözün arka segmentine, yani tıbbi retina hastalıklarına ve vitreoretinal cerrahiye adamayı tercih ederler. Bu hekimler, ihtisas sonrasında yurt içinde veya yurt dışında bu alanda özel ileri eğitim programlarına katılır, uzun aylar veya yıllar süren gözlemcilik (observership) ve uygulamalı eğitim (fellowship) süreçlerinden geçerler. Günlük mesailerinin neredeyse tamamını sarı nokta hastalıklarına, diyabetin gözdeki yıkıcı etkilerine, retina yırtıklarına ve göz içi kanamalarına ayırırlar. Ameliyathanede geçirdikleri zamanın çok büyük bir kısmı, gözün arka kısmına mikroskobik aletlerle girilerek yapılan ve oldukça hassas bir el becerisi gerektiren ameliyatlarla geçer. Türk Oftalmoloji Derneği bünyesinde yer alan Tıbbi Retina ve Vitreoretinal Cerrahi Birimleri, ulusal tedavi rehberleri hazırlayarak ve düzenli olarak ileri düzey beceri aktarım kursları düzenleyerek, bu alana gönül vermiş hekimlerin dünya standartlarında güncel kalmasını destekler. Dolayısıyla bir hekimin bu alanda uzmanlaşmış sayılabilmesi için resmi bir kâğıttan ziyade, mesleki odağını nereye yoğunlaştırdığına, sunduğu teknolojik altyapıya ve arka segment cerrahisindeki vaka tecrübesine bakılır.
Genel Göz Muayenesi ile Retina Uzmanı (Retina Doktoru) Muayenesi Arasındaki Farklar Nelerdir?
Genel bir göz muayenesinde temel amaç kişinin görme keskinliğini ölçmek, gözlük veya lens ihtiyacını belirlemek, göz tansiyonunu kontrol etmek ve katarakt gibi ön segment hastalıklarını değerlendirmektir. Bu süreçte genellikle hastanın göz bebekleri büyütülmeden, rutin cihazlarla hızlı bir tarama yapılır. Ancak retina odaklı bir muayene süreci çok daha farklı, detaylı ve zaman alan bir protokole sahiptir. Retina muayenesinin en önemli adımı, gözbebeğinin özel damlalar kullanılarak büyütülmesidir (dilatasyon). Bu damlalar damlatıldıktan sonra gözbebeğinin yeterince açılması için belirli bir süre beklenmesi gerekir. Gözbebeği büyüdüğünde, hekim özel mercekler ve biyomikroskop adı verilen cihazlar yardımıyla gözün en arka tabakalarına, periferik (kenar) retina bölgelerine kadar detaylı bir inceleme yapma fırsatı bulur. Bu damlalar hastanın birkaç saat boyunca yakını bulanık görmesine ve ışığa karşı hassasiyet yaşamasına neden olabilir, ancak ağ tabakanın sağlığını değerlendirmek için bu işlem vazgeçilmezdir.
Retina sağlığı açısından risk taşıyan ve hastaların mutlaka dikkat etmesi gereken bazı belirtiler şunlardır:
- Işık çakmaları
- Sinek uçuşmaları
- Kurum yağması hissi
- Görme alanında siyah perde veya gölge
- Düz çizgileri eğri veya dalgalı görme
- Görme merkezinde karanlık leke
- Ani görme kaybı
- Renkleri soluk veya farklı algılama
Bu belirtilerden herhangi biri yaşandığında, detaylı bir gözdibi muayenesi yapılması, olası kalıcı hasarların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır. Özellikle ışık çakmaları ve aniden artan uçuşan cisimcikler, retina yırtığının en erken habercileri olabileceği için zaman kaybedilmemesi gereken durumlardır.
Retina Uzmanı (Retina Doktoru) Tarafından Takip ve Tedavi Edilen Başlıca Hastalıklar Nelerdir?
Retina hekimlerinin ilgilendiği hastalıklar genellikle gözün arka kısmındaki hücrelerin, damarların ve göz içi jelinin yapısının bozulmasıyla ortaya çıkar. Bu bölgedeki dokuların kendini yenileme kapasitesi olmadığı için, oluşan hastalıklar doğrudan görme yetisini tehdit eder.
Retina kliniklerinde en sık karşılaşılan rahatsızlıklar şunlardır:
- Yaşa bağlı makula dejenerasyonu
- Diyabetik retinopati
- Retina dekolmanı
- Retina yırtıkları
- Epiretinal membran
- Makula deliği
- Retina ven tıkanıklıkları
- Retina arter tıkanıklıkları
- Prematüre retinopatisi
- Kalıtsal retina distrofileri
Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, halk arasındaki bilinen adıyla sarı nokta hastalığı, özellikle ileri yaş grubunda merkezi görme kaybının en yaygın nedenlerinden biridir. Kuru ve yaş olmak üzere iki farklı şekilde seyreder. Kuru tipte hücreler yavaş yavaş yaşlanıp incelirken, yaş tipte retina altında anormal ve çok kırılgan yeni damarlar oluşur. Bu damarlar göz içine kan ve sıvı sızdırarak sarı noktayı tahrip eder. Hastalar genellikle yüzleri tanıyamama, okuyamama, ancak etrafı görebilme şikayetiyle başvururlar.
Diyabetik retinopati ise, kontrolsüz şeker hastalığının gözdeki damarlara verdiği yıkıcı hasarın sonucudur. Yüksek kan şekeri zamanla kılcal damarların yapısını bozar, tıkanmalara ve sızıntılara yol açar. Retinada oksijensiz kalan bölgeler, telafi amacıyla yeni damarlar üretmeye çalışır ancak bu damarlar o kadar zayıftır ki en ufak bir tansiyon yüksekliğinde gözün içine devasa kanamalar yapabilirler. Ayrıca sızan sıvılar görme merkezinde ödem oluşturarak yavaş yavaş görmeyi azaltır.
Retina yırtığı ve dekolmanı ise genellikle göz içindeki jelin (vitreus) yaşla birlikte veya miyopi gibi etkenlerle sıvılaşıp büzüşmesi sonucu oluşur. Büzüşen jel retinadan ayrılırken, bazen zayıf noktalardan dokuyu çekiştirerek yırtar. Bu yırtıktan içeri giren sıvı, retinayı beslendiği damar tabakasından ayırır. Duvar kağıdının arkasına su sızıp kabarması gibi düşünülebilecek bu durum hücrelerin hızla ölmesine neden olabileceği için çok acil müdahale gerektirir.
Bir Retina Uzmanı (Retina Doktoru) Teşhis Aşamasında Hangi Teknolojik Cihazlardan Faydalanır?
Retina dokusu şeffaf ve sadece milimetrenin kesirleri kadar bir kalınlığa sahip olduğu için, hücresel düzeydeki hastalıkların çıplak gözle veya standart mikroskoplarla anlaşılması mümkün değildir. Bu noktada ileri biyofiziksel görüntüleme yöntemleri devreye girer. Hekimler, hastaya temas etmeden gözün iç yapısının mikroskobik haritasını çıkaran cihazlar kullanırlar.
Klinik değerlendirme sürecinde kullanılan temel teşhis yöntemleri şunlardır:
- Optik koherens tomografi
- Optik koherens tomografi anjiyografisi
- Fundus floresein anjiyografisi
- İndosiyanin yeşili anjiyografisi
- Oküler ultrasonografi
- Görme alanı testi
- Mikroperimetri
Optik koherens tomografi, kısa adıyla OCT, retina hekimliğinde adeta bir devrim yaratmıştır. Herhangi bir radyasyon içermeyen bu cihaz, zararsız kızılötesi ışık dalgalarının göz dibinden yansımasını kullanarak retinanın enine kesitlerini alır. Birkaç saniye süren bu ağrısız işlem sayesinde retinanın on farklı katmanı hücresel düzeyde görüntülenir. Sarı noktadaki sıvı toplanması mikron cinsinden ölçülerek, uygulanan tedavilerin işe yarayıp yaramadığı objektif bir şekilde takip edilir.
Optik koherens tomografi anjiyografisi (OCTA), damardan herhangi bir boya veya ilaç verilmeden sadece gözdeki kırmızı kan hücrelerinin hareketini algılayarak damar ağını üç boyutlu haritalandıran daha yeni bir teknolojidir. Özellikle iğne korkusu olan boya alerjisi riski taşıyan veya böbrek rahatsızlığı bulunan hastalarda, gözdeki kapalı damarları veya gizli kanama odaklarını tespit etmede büyük kolaylık sağlar.
Fundus floresein anjiyografisi (FFA) ise geleneksel göz anjiyosudur. Hastanın kolundaki bir damardan parlak sarı renkli özel bir boya verilir ve bu boyanın saniyeler içinde gözdeki damarlara ulaşması özel kameralarla fotoğraflanır. Boyanın damar dışına sızdığı yerler veya oksijensiz kaldığı için boya gitmeyen bölgeler net olarak belirlenir. Bu işlem sonrasında hastanın idrar rengi ve cilt tonu bir günlüğüne hafif sarımsı bir renk alabilir, bu beklenen bir durumdur. Eğer hastada ileri derece katarakt veya göz içi yoğun kanama varsa ve ışıkla çalışan cihazlar arka tarafı göremiyorsa, bu durumda ses dalgalarıyla çalışan oküler ultrasonografi kullanılarak gözün arkasında bir dekolman olup olmadığı anlaşılmaya çalışılır.
Retina Uzmanı (Retina Doktoru) Tedavi Sürecinde Hangi Yöntemlere Başvurur?
Retina hastalıklarında uygulanan tedaviler, mevcut sağlıklı dokuyu korumayı, hasarın ilerlemesini durdurmayı ve mümkün olan en iyi görme seviyesini sağlamayı amaçlar. Retina hücreleri öldükten sonra yenilenmediği için, erken müdahale çok kritiktir. Tedavi protokolleri hastadan hastaya büyük farklılıklar gösterir.
Retina hastalıklarının yönetiminde başvurulan temel tedavi yöntemleri şunlardır:
- Göz içi ilaç enjeksiyonları
- Argon lazer fotokoagülasyon
- Pars plana vitrektomi
- Skleral çökertme cerrahisi
- Pnömatik retinopeksi
- Fotodinamik tedavi
- Göz içi steroid implantları
Göz içi (intravitreal) enjeksiyonlar, sarı nokta hastalığının yaş tipinde, şeker hastalığına bağlı makula ödeminde ve retina damar tıkanıklıklarında en sık uygulanan yöntemdir. Hastalar genellikle gözün içine iğne yapılacağı fikrinden doğal olarak büyük bir endişe duyarlar. Ancak bu işlem klinik şartlarında, uyuşturucu damlalarla göz tamamen hissizleştirildikten sonra uygulanır. Göz çevresi özel iyot solüsyonlarıyla temizlenerek enfeksiyon riski en aza indirilmeye çalışılır. Kullanılan iğneler saç telinden bile ince olduğu için hasta sadece çok hafif bir dokunma hissi algılar. Enjekte edilen akıllı moleküller, damar sızıntılarını azaltmaya ve kanamaya yol açan zararlı yeni damarları geriletmeye yardımcı olur. Hastalığın durumuna göre bu iğnelerin düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekebilir.
Argon lazer tedavisi, retinanın belirli bölgelerinde kontrollü bir ısı oluşturarak tedavi sağlayan bir diğer önemli yöntemdir. Eğer retinada bir yırtık saptanmış ancak henüz dekolmana (ayrılmaya) ilerlememişse, yırtığın etrafı lazerle çepeçevre lehimlenir. Lazer uygulanan bölge zamanla iyileşerek sağlam bir yara izi oluşturur ve böylece sıvının yırtıktan içeri girmesi büyük oranda engellenmeye çalışılır. İleri evre şeker hastalığında ise farklı bir lazer mantığı uygulanır; görme merkezini korumak için, retinanın kenar bölgelerine çok sayıda lazer yapılarak bu oksijensiz bölgelerin zararlı maddeler üretmesi durdurulmaya çalışılır. Lazer işlemi sırasında hastalar genellikle yeşil veya mavi flaş patlamaları görür ve bazen hafif iğnelenme hissi yaşayabilirler.
Pars plana vitrektomi, göz hekimliğinin en karmaşık, donanım gerektiren ve hassas mikrocerrahi yöntemlerinden biridir. Genellikle dikişsiz olarak gözün beyaz kısmı olan skleradan açılan ve çapları bir milimetreden bile çok daha küçük olan mikro kanüller vasıtasıyla gözün içine girilerek yapılır. Bu ameliyatta hekim, çok yüksek hızda kesme işlemi yapan aletlerle gözün içindeki kanamalı jeli veya retinayı çekiştiren zarları temizler. Eğer retina yerinden ayrılmışsa (dekolman), göz içine ağır sıvılar verilerek retina eski anatomik pozisyonuna yatırılmaya çalışılır, yırtıkların etrafı göz içinden lazerlenir. Gerekli durumlarda, makula üzerindeki mikron inceliğindeki zarlar özel boyalar kullanılarak soyulur. Ameliyatın sonunda, retinanın iyileşme süreci boyunca yerinden oynamaması amacıyla gözün içi çeşitli maddelerle doldurulur.
Vitrektomi ameliyatlarında tamponad olarak kullanılan maddeler şunlardır:
- Emilebilir göz içi gazları
- Silikon yağı
- Steril hava
- Ağır silikon sıvıları
Eğer göz içine gaz doldurulmuşsa, hasta bu gaz kendiliğinden emilene kadar (bu süre gazın türüne göre birkaç hafta sürebilir) gözünün önünde dalgalanan bir su seviyesi veya siyah bir balon görür. Gazın yırtık bölgesine doğru basınç yapabilmesi için, hastaların ameliyat sonrasında belirli bir süre (genellikle yüzüstü veya yan yatış) hekimin tarif ettiği özel bir baş pozisyonunda yatmaları istenir. Bu pozisyon kuralına uyulması, cerrahinin başarısını etkileyen en önemli hasta sorumluluklarından biridir. Ayrıca gözünde gaz bulunan hastaların gaz tamamen emilene kadar uçağa binmeleri veya yüksek rakımlı yerlere seyahat etmeleri sakıncalıdır; çünkü basınç değişimi gazın genleşmesine ve göz tansiyonunun tehlikeli boyutlara ulaşmasına neden olabilir. Silikon yağı kullanıldığı durumlarda ise, genellikle aylar sonra silikonun geri alınması için ikinci bir kısa ameliyat planlanır.
Cerrahi veya Tıbbi Tedavi Sonrası İyileşme Sürecinde Retina Uzmanı (Retina Doktoru) Neleri Tavsiye Eder?
Gözün arka bölümüne yapılan müdahaleler sonrasında iyileşme süreci, ön segment cerrahilerine (örneğin standart bir katarakt ameliyatına) kıyasla genellikle daha uzun ve sabır gerektiren bir süreçtir. Göz içi dokular çok hassas olduğu için, uygulanan tedavinin nihai sonucunun alınması ve görme seviyesinin oturması haftalar hatta aylar alabilir.
Bu hassas dönemde hastaların dikkat etmesi ve uygulaması gereken temel kurallar şunlardır:
- Verilen damlaları saatlerine uygun damlatmak
- Ameliyat sonrası önerilen yatış pozisyonuna harfiyen uymak
- Gözü ovuşturmaktan ve kaşımaktan kaçınmak
- Tozlu ve kirli ortamlardan uzak durmak
- Ağır kaldırmamak ve ıkınmamak
- Gözde şiddetli ağrı veya ani görme kaybı olursa hemen kliniğe başvurmak
- Şeker veya tansiyon hastasıysa sistemik değerleri kontrol altında tutmak
- Kontrol randevularını kesinlikle aksatmamak
Göz içi enjeksiyonlardan sonra gözde birkaç gün süren hafif batma, sulanma veya kanlanma görülmesi beklenen durumlardır; ancak şiddetli ağrı veya görmede ani azalma mutlaka hekime bildirilmelidir. Lazer tedavileri sonrasında ise geçici ışık hassasiyetleri yaşanabilir. Vitrektomi cerrahisi geçiren hastalar için en kritik süreç ilk birkaç haftadır. Göz içine konulan tamponad maddesi retina hücrelerinin birbirine tutunması için mekanik bir destek sağlar. Bu süreçte hekimin reçete ettiği antibiyotikli, kortizonlu ve gözbebeğini büyütücü damlaların düzenli kullanımı, enfeksiyon riskini azaltmaya ve göz içi inflamasyonu yatıştırmaya yardımcı olur.
Ayrıca retina hastalıklarının çok büyük bir kısmı sistemik hastalıklarla, özellikle de şeker hastalığı ve hipertansiyonla doğrudan bağlantılıdır. Sadece göz tedavilerine odaklanmak ve altta yatan ana hastalığı ihmal etmek, sorunların gözün diğer bölgelerinde veya diğer gözde tekrarlamasına yol açabilir. Bu nedenle retina hekimleri, hastalarının endokrinoloji veya iç hastalıkları uzmanlarıyla da yakın temas halinde olmalarını, kan şekeri (HbA1c) ve tansiyon değerlerini hedef aralıklarda tutmalarını şiddetle tavsiye ederler. Sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve düzenli egzersiz, özellikle sarı nokta hastalığı ve diyabetik retinopati gibi kronik rahatsızlıkların ilerleme hızını yavaşlatmada klinik tedaviler kadar değerli adımlardır.

Prof. Dr. Tansu Erakgün, retina hastalıkları ve vitreoretinal cerrahi alanında 30 yıla yakın deneyime sahip bir göz hastalıkları profesörüdür. İzmir’deki Özel Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde retina dekolmanı, diyabetik retinopati, makula hastalıkları ve katarakt cerrahisi gibi ileri düzey tedaviler uygulamaktadır.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Prof. Dr. Erakgün, aynı kurumda göz hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra akademik kariyerinde hızla yükselerek 2004’te doçent, 2010’da profesör unvanını almıştır. Antwerp, Frankfurt ve Duisburg’daki ileri retina cerrahisi merkezlerinde eğitimler alarak uluslararası düzeyde deneyim kazanmıştır.
Prof. Dr. Erakgün, dünya literatürüne giren “Erakgun Spatula Knife” ve “Erakgun Snare” adlı cerrahi aletlerin tasarımcısıdır. Bu yenilikçi cihazlar, vitreoretinal cerrahinin global gelişiminde önemli bir kilometre taşı olmuştur. Bugüne kadar 15.000’in üzerinde cerrahi operasyon gerçekleştiren Prof. Dr. Erakgün, bilimsel çalışmaları ve klinik başarılarıyla Türkiye’de ve dünyada oftalmoloji alanında saygın bir otorite olarak kabul edilmektedir.
Aktif üyesi olduğu kuruluşlar arasında Türk Oftalmoloji Derneği, European Vitreoretinal Society (EVRS) ve American Academy of Ophthalmology (AAO) bulunmaktadır.
