Suni gözyaşı damlası, gözyaşı filminin stabilitesini kaybederek kuruluk, yanma veya batma hissine yol açtığı durumlarda oküler yüzeyi nemlendiren ve koruyan medikal bir solüsyondur. Bu preparatlar, göz yüzeyinde biyolojik bir kalkan oluşturarak sürtünmeyi azaltır. Uygulama sırasında baş hafifçe geriye eğilmeli, işaret parmağıyla alt göz kapağı nazikçe aşağı çekilerek oluşan konjonktiva kesesine tek bir damla bırakılmalıdır. Damlalık ucu göze veya çevresine asla temas ettirilmemelidir; bu prosedür hem gözün nem dengesini yeniden kurar hem de enfeksiyon riskini ortadan kaldırarak güvenli bir kullanım sağlar. Göz sağlığını korumak için doğru formülasyonun seçimi ve steril uygulama tekniği büyük önem taşımaktadır.
Suni Gözyaşı Nedir ve Gözümüzde Nasıl Bir İşlev Görür?
Sağlıklı, konforlu ve net bir görüş elde edebilmek için gözümüzün en ön yüzeyini tıpkı incecik bir yorgan gibi kaplayan gözyaşı filminin dengeli ve dış etkenlere karşı dayanıklı olması beklenir. Gözyaşımız, dışarıdan bakıldığında sadece tuzlu bir su gibi görünse de aslında altında muazzam bir biyolojik mimari barındırır. Bilimsel araştırmalar, gözyaşımızın basit bir sıvıdan ziyade, birbirine entegre olmuş çok özel tabakalardan oluşan koruyucu bir kalkan olduğunu göstermektedir. Bu yapının en dışında, gözyaşımızın havayla temas edip hızla buharlaşmasını geciktiren, göz kapaklarımızın kenarlarındaki bezler tarafından salgılanan mikroskobik incelikte bir lipid, yani yağ tabakası bulunur. Bu yağ tabakasının hemen altında ise, göz yüzeyine sıkıca tutunmayı sağlayan, aynı zamanda hücreleri besleyen, su ile müsin adı verilen biyolojik bir yapıştırıcı jelin karışımından oluşan aköz-müsin jel tabakası yer alır. Bu karmaşık yapı sayesinde gözyaşımız yerçekimine yenik düşüp hemen yanaklarımızdan aşağı akmaz, gözümüzün üzerinde ince, homojen ve koruyucu bir film şeridi gibi asılı kalır.
Suni gözyaşı damlaları, çeşitli çevresel veya biyolojik sebeplerle bu tabakalarda meydana gelen kayıpları yerine koymak üzere geliştirilmiş destekleyici tedavilerdir. Gözyaşı film tabakamızın içerdiği temel yapıtaşları şunlardır:
- Su
- Yağ
- Müsin
- Mineraller
- Proteinler
- Bikarbonat
- Enzimler
Doğal Gözyaşı Dengemiz Bozulduğunda Suni Gözyaşı Neden Gerekli Olur?
Kuru göz sendromu gelişmeye başladığında, gözyaşının içindeki o hassas mineral ve bikarbonat dengesi yavaş yavaş değişmeye başlar. Normal şartlarda göz yüzeyimiz nötr civarında bir pH değerine sahipken, kuruluk yaşandığında bu denge alkali yöne doğru kayma eğilimi gösterir. Gözyaşının kimyasındaki bu istenmeyen değişim, kornea üzerindeki mikroskobik sinir uçları ve hassas hücreler için oldukça rahatsız edici, tahriş edici bir ortam yaratır. Bu durumu dengeleyebilmek, alkali ortamı yumuşatmak ve gözün fizyolojik pH değerini yeniden daha sağlıklı seviyelere yaklaştırmak amacıyla suni gözyaşı damlalarının formüllerine özel tampon sistemleri eklenir.
Ayrıca gözyaşının en dışındaki koruyucu yağ tabakası zayıfladığında, alt tabakadaki değerli su çok hızlı bir şekilde buharlaşır. Su buharlaştıkça, geride kalan gözyaşının içindeki tuz ve diğer minerallerin yoğunluğu artar. Bu durum tıpkı denizde yüzerken gözümüze tuzlu su kaçtığında hissettiğimiz o yoğun yanma hissinin hücresel boyuttaki karşılığıdır. Aşırı yoğunlaşan bu gözyaşı, göz yüzeyindeki hücrelerde fiziksel zorlanmalara yol açabilir ve gözde kızarıklık, yanma yaratan iltihapsal reaksiyonları tetikleyebilir. Suni gözyaşı ürünlerinin büyük bir kısmı, gözdeki bu aşırı tuzluluk ve yoğunluk döngüsünü kırarak gözyaşını seyreltmek, dokuları ferahlatmak için özel yoğunluklarda tasarlanır.
Göz kuruluğu dengesizliği başladığında hastaların en sık dile getirdiği şikayetler şunlardır:
- Yanma
- Batma
- Kum kaçmış hissi
- Kızarıklık
- Göz yorgunluğu
- Bulanık görme
- Işığa hassasiyet
Suni Gözyaşı Damlalarının İçeriğinde Hangi Temel Maddeler Bulunur?
Eczanelerden temin edilen veya kliniklerde reçete edilen suni gözyaşı damlalarının rahatlatıcı başarısı, büyük oranda içeriklerinde bulunan ve suyu hapsetme görevi üstlenen aktif polimerlerin yapısal özelliklerine bağlıdır. Bu maddelerin en popüler olanlarından biri sodyum hyaluronattır. Vücudumuzun eklemlerinde ve cildimizde de doğal olarak bulunan bu büyük moleküllü yapı doğadaki en etkili nem tutuculardan biridir ve kendi kuru ağırlığının binlerce katı kadar suyu bir sünger gibi emip hapsetme potansiyeli taşır. Göz yüzeyinde nemliliği artırmak ve hasar görmüş hücrelerin toparlanmasına destek olmak amacıyla sıklıkla tercih edilir.
Bunun yanı sıra karboksimetilselüloz ve hipromelloz gibi selüloz ailesinden gelen polimerler içeren formülasyonlar da mevcuttur. Bu polimerler, suyu çok seven yapılarıyla göz yüzeyinde uzun süreli bir kalıcılık sağlar ve gözyaşı üretimi yavaşlamış kişilerde destekleyici bir kalkan oluşturur. Hidroksipropil-guar içeren damlalar ise daha farklı, akıllı bir davranış sergiler; göz yüzeyinin pH değeriyle karşılaştığı anda sıvı formdan hafif bir jel ağına dönüşerek uçup gitmeyi geciktirir. Polivinilpirolidon gibi daha sentetik yapılı polimerler ise çok daha ince ve su gibidir, göz yüzeyinde anında yayılırlar ve bulanık görmeye yol açmadan anlık bir ferahlama hissi verirler.
Suni gözyaşı formülasyonlarında etkiyi sağlamak için kullanılan ana hammaddeler şunlardır:
- Sodyum hyaluronat
- Karboksimetilselüloz
- Hipromelloz
- Hidroksipropil-guar
- Polivinilpirolidon
- Sodyum klorür
- Potasyum klorür
Göz Kırpma Hareketimiz Suni Gözyaşı Damlalarının Etkisini Nasıl Değiştirir?
Tıbbi alanda geliştirilen modern damlaların büyük bir kısmının bu kadar başarılı olmasının ardında yatan sır, fiziksel olarak gösterdikleri viskoelastik değişimlerdir. Bu özellik, sıvının bir dış baskı veya hareket karşısında kendi yoğunluğunu ve akışkanlığını değiştirebilme yeteneği olarak özetlenebilir. Gün içinde bir ekrana bakarken, kitap okurken veya araç kullanırken gözlerimiz açık kaldığında, bu damlalar göz yüzeyinde daha koyu, daha kıvamlı bir jel yapısına bürünür. Bu sayede yerçekimiyle aşağı akmadan veya buharlaşmadan gözü sarıp sarmalar.
Ancak gözümüzü kırptığımız o kısacık anda, üst göz kapağımız aşağı doğru hızla inerken göz yüzeyine belli bir mekanik baskı ve sürtünme kuvveti uygular. İşte tam o saliselik baskı anında, suni gözyaşı damlasının içindeki moleküllerin yapısı fiziksel bir tepki verir, sıvının viskozitesi yani yoğunluğu aniden düşer. Saniyeden kısa bir süre içinde oldukça akışkan ve pürüzsüz bir kayganlaştırıcıya dönüşür. Bu sayede göz kapaklarımız, gözümüzün en dış tabakası olan korneanın üzerinde hiçbir zımparalama veya tahriş etkisi yaratmadan yumuşacık kayıp kapanır ve açılır. Göz kırpma hareketi tamamlanıp göz kapağı tekrar açıldığında ve baskı kalktığında, damla saniyeler içinde eski koruyucu, koyu jel kıvamına geri dönerek buharlaşmaya karşı nöbet tutmaya devam eder.
Suni Gözyaşı Damlaları Gözümüze Hangi Yöntemlerle Doğru Şekilde Uygulanmalıdır?
Tedavinin etkinliği kadar kullanılan damlaların göze doğru teknikle ulaştırılması da sürecin başarısını belirler. Hastanın yaşadığı kuruluk şiddetine ve gün içindeki çevresel maruziyetine göre damlatma sıklığı değişebilmektedir, ancak standart uygulamalarda genellikle bir kerede sadece tek bir damla damlatılması hedeflenir. Gözümüzün alabileceği sıvı hacmi oldukça sınırlı olduğu için üst üste ikinci veya üçüncü damlayı damlatmak etkinliği artırmaz, sadece önceki damlanın gözden yanaklara doğru taşarak israf olmasına yol açar.
Doğru bir uygulama için öncelikle ellerin temiz olması büyük önem taşır. Hastanın oturur veya ayakta pozisyondayken başını hafifçe geriye doğru eğmesi, bir elinin işaret parmağıyla alt göz kapağını nazikçe aşağı doğru çekerek alt kısımda küçük bir cep, bir havuz alanı oluşturması önerilir. Diğer eldeki damla şişesi göz hizasında yukarıda tutularak, solüsyon doğrudan bu oluşturulan küçük cebin içine düşürülecek şekilde damlatılmalıdır. Bu basit görünen işlem sırasındaki en hayati kural, damlalığın ucunun dış dünyayla temasının tamamen kesik kalmasıdır. Şişe ucunun göz kapağındaki bakterilerle teması, solüsyonun geri kalanını kontamine edebilir.
Uygulama esnasında şişenin ucunun kesinlikle değdirilmemesi gereken riskli bölgeler şunlardır:
- Kirpikler
- Kirpik dipleri
- Göz kapakları
- Parmak uçları
- Gözün saydam tabakası
- Göz pınarı
- Yüz derisi
Kontakt Lens Kullananlar Suni Gözyaşı Seçiminde Neden Çok Daha Dikkatli Olmalıdır?
Kontakt lensler, modern yaşantıda gözlük kullanımına harika bir alternatif sunsa da biyolojik olarak gözümüzün doğasına dışarıdan eklenen yabancı cisimlerdir. Ne kadar yüksek teknolojiyle, nefes alabilen silikon hidrojel materyallerden üretilmiş olurlarsa olsunlar, gözyaşı filminin bütünlüğünü iki ayrı parçaya bölerler. Lens, gözyaşının bir kısmını kendi altına hapsederken, bir kısmını da kendi üzerine bırakır. Bu durum gözyaşının doğal dinamiğini ve dengesini doğrudan etkiler. Ayrıca her göz kırpışta, göz kapağının iç yüzeyi pürüzsüz göz yüzeyi yerine kontakt lensin kenarlarına ve yüzeyine temas ederek ekstra bir mekanik sürtünme oluşturur.
Bu sebeplerle kontakt lens kullanıcılarında kuruma, batma, gözde yabancı cisim hissetme veya lensin göze yapışması gibi sorunlar çok daha erken ve yoğun bir şekilde yaşanabilir. Ancak bu hastaların karşılaştığı bir kuruluk anında, eczaneden veya marketten rastgele bir suni gözyaşı alıp kullanmaları beklenmeyen sorunlara yol açabilir. Bazı damlaların içindeki kimyasallar veya koruyucu maddeler, lens materyalinin yapısını bozabilir, lensin rengini değiştirebilir veya yüzeyinde birikinti yaparak görüşü tamamen bulandırabilir. Lens kullanan bireylerin, lenslerini gözden çıkarmadan damlatabilecekleri, içeriği lense uyumlu ve genellikle hiyalüronik asit türevleri içeren berrak formları kullanmaları konforlarını destekleyebilir.
Kontakt lens kullanıcılarında kuruluk hissini çok daha fazla artıran riskli faktörler şunlardır:
- Klima akımları
- Uzun süreli ekran kullanımı
- Uçak yolculukları
- Sigara dumanlı ortamlar
- Aşırı rüzgarlı havalar
- Nemsiz ve kuru kapalı alanlar
- Yetersiz su tüketimi
Katarakt Veya Lazer Ameliyatları Sonrasında Suni Gözyaşı Kullanmak Neden Önerilir?
Görme kalitesini iyileştirmek amacıyla yapılan fakoemülsifikasyon (katarakt) cerrahileri veya LASIK, PRK, SMILE gibi lazerle göz çizdirme operasyonları, oldukça ince ayarlı ve hassas mikrocerrahi işlemlerdir. Bu operasyonlar ne kadar sorunsuz geçerse geçsin, işlem sırasında gözün en önündeki saydam kornea tabakasına mekanik veya lazer enerjisiyle ufak kesiler yapılır. Kornea, insan vücudunda metrekare başına en fazla sinir ucu düşen, dokunmaya karşı en duyarlı dokulardan biridir. Yapılan bu mikro kesiler, kornea içindeki çok ince duyu sinir ağlarında geçici kesintilere yol açar.
Sinir iletimindeki bu geçici zayıflama, gözün kendi yüzeyindeki kuruluğu beynimize iletememesine neden olur. Kuruluk sinyali beyne yeterince ulaşmadığında, beynimizin göz kapaklarına gönderdiği refleks göz kırpma komutlarının sıklığı belirgin biçimde azalır. Daha az göz kırpan bir göz, doğal olarak dışarıdaki havayla daha uzun süre temas eder ve gözyaşı çok daha hızlı buharlaşır. Cerrahinin ardından yaşanan bu süreç geçici fakat bazen oldukça yoğun kuruluk belirtilerini beraberinde getirir. İyileşme döneminde, ameliyat edilen bölgenin üzerini örtmek, dokuların toparlanmasına fırsat vermek ve hücresel yenilenmeyi desteklemek adına haftalarca veya bazen aylarca düzenli aralıklarla suni gözyaşı takviyesi yapılması doktorlar tarafından genel bir önlem olarak planlanır.
Göz ameliyatlarından sonra iyileşme sürecini desteklemek amacıyla dikkat edilmesi beklenen adımlar şunlardır:
- Düzenli damla kullanımı
- Gözü ovuşturmamak
- Rüzgardan korunmak
- Tozlu ortamlardan uzak durmak
- Uygun güneş gözlüğü kullanmak
- Havuz suyundan kaçınmak
- Ekran karşısında molalar vermek
Rastgele Suni Gözyaşı Almak Neden Genellikle İşe Yaramaz?
Kuru göz, tek bir hastalıktan ziyade farklı alt sebepleri olan geniş bir şemsiye terimdir. Hastaların büyük bir kısmı, göz kuruluğunu basitçe “gözüm yeterince su üretemiyor” şeklinde yorumlar. Oysa güncel veriler, pek çok hastada temel sorunun su üretim eksikliği değil gözyaşının yüzeydeki kalıcılığını sağlayan yağ (lipid) tabakasının yetersizliği olduğunu işaret etmektedir. Göz kapaklarının kenarlarındaki yağ bezlerinin iyi çalışmadığı, tıkanıklık yaşadığı veya kalitesiz salgı yaptığı bu duruma evaporatif, yani buharlaşmaya bağlı kuruluk denir.
Eğer temel sorununuz gözyaşınızdaki yağın eksik olup suyun sürekli havaya karışmasıysa, eczaneden kendi kendinize alacağınız ve sadece su bileşeni yüksek olan standart bir suni gözyaşı size ancak birkaç dakikalık geçici bir rahatlama sunabilir. Damlattığınız o fazladan su da üzerinde koruyucu bir yağ tabakası olmadığı için dakikalar içinde kuruyup uçacaktır. Aksine, gerçekten gözyaşı bezi hasar görmüş ve hiç sıvı üretemeyen birine de sadece lipid bazlı bir damla vermek fayda sağlamayacaktır. Sorunun kök nedenini belirlemeden, arkadaş tavsiyesiyle veya kulaktan dolma bilgilerle başlanan damla tedavileri zaman kaybından ve hayal kırıklığından öteye gidemez.
Hangi Testler Sayesinde Size En Uygun Suni Gözyaşı Belirlenir?
Doğru tedavi planının oluşturulabilmesi için öncelikle göz doktorunuzun şikayetlerinizin kaynağını ve gözyaşı dinamiğinizdeki spesifik arızayı tespit etmesi gerekir. Bir göz kliniğine başvurduğunuzda, doktorunuz size doğrudan damla yazmak yerine genellikle adım adım ilerleyen bir muayene süreci planlar. İlk adım, günlük yaşam alışkanlıklarınızı, ekran karşısında geçirdiğiniz süreyi, kullandığınız sistemik ilaçları ve yaşadığınız şikayetlerin hangi durumlarda arttığını anlamaya yönelik sorulardan oluşur. Bazen bu süreci daha ölçülebilir kılmak için anket formları doldurmanız da istenebilir.
Fiziksel muayene kısmına geçildiğinde ise hekiminiz çeşitli klinik testlerle gözyaşı fonksiyonlarınızı analiz eder. Bunlardan en bilineni Schirmer testidir. Bu testte alt göz kapağınızın dış köşesine, üzerinde milimetre çizgileri bulunan ince, steril bir filtre kağıdı yerleştirilir. Birkaç dakika bekledikten sonra kağıdın ne kadar ıslandığına bakılarak gözyaşı bezinizin bazal su üretme kapasitesi değerlendirilir. Bir diğer oldukça yaygın yöntem ise Gözyaşı Kırılma Zamanı (TBUT) testidir. Gözünüze zararsız, sarı-yeşil bir boya damlatılır ve özel bir mavi ışık altında gözünüzü kırpmadan açık tutmanız istenir. Hekim, boyanmış gözyaşı filminin ne kadar sürede çatlamaya ve dağılmaya başladığını saniye cinsinden ölçer. Bu sayede buharlaşma hızınız tespit edilebilir. Ayrıca kızılötesi ışınlar yardımıyla göz kapağı içindeki meibomian adı verilen yağ bezlerinin fotoğraflanması gibi daha ileri düzey görüntüleme tekniklerinden de faydalanılabilir. Tüm bu bulguların sentezlenmesi, sizin için su bazlı mı, yağ bazlı mı yoksa özel içerikli bir damlaya mı ihtiyacınız olduğunu ortaya çıkarır.
Hekimlerin göz kuruluğunun tipini tespit etmek için klinikte sıklıkla başvurduğu ölçüm yöntemleri şunlardır:
- Schirmer testi
- Gözyaşı kırılma zamanı ölçümü
- Meibografi incelemesi
- Oküler yüzey boyanması
- Gözyaşı ozmolarite analizi
- Göz kapağı kenarı muayenesi
- Kirpik dibi incelemesi
Suni Gözyaşı Damlalarının İçindeki Koruyucu Maddeler Gözümüze Zarar Verebilir Mi?
Çoklu kullanım için tasarlanmış şişelerdeki damlalar, açıldıktan sonra genellikle haftalarca veya aylarca kullanılırlar. Şişenin ucu havayla veya yanlışlıkla cildimizle temas ettiğinde şişe içine bakteri veya mantar gibi mikroorganizmaların sızma riski doğar. Bu sıvıların enfeksiyon kaynağına dönüşmemesi için formüllerinin içine koruyucu, yani prezervan maddeler ilave edilir. En yaygın kullanılanlardan biri Benzalkonyum Klorür (BAK) adlı bir bileşiktir. BAK, yapı olarak oldukça güçlü bir antiseptiktir; mikropların hücre yapısındaki yağları çözerek onları etkisiz hale getirir ve damlanızı temiz tutar.
Ancak bu güçlü deterjan benzeri etki maalesef mikroplarla bizim kendi göz hücrelerimiz arasında bir ayrım yapamaz. Düzenli ve uzun süreli kullanımda bu koruyucu kimyasal, kendi gözyaşımızın dışındaki o çok kıymetli yağ tabakasını da çözüp eritmeye başlayabilir. Dahası, göz yüzeyimizde gözyaşının tutunmasını sağlayan hücrelere yavaş yavaş toksik bir yük bindirebilir. Paradoksal bir şekilde kuruluk için kullanılan damla, içindeki koruyucular nedeniyle uzun vadede kuruluğun daha da belirginleşmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle günümüz ilaç endüstrisi, göz yüzeyine değdiğinde ışık veya gözyaşıyla parçalanarak tamamen zararsız bileşenlere dönüşen yeni nesil akıllı koruyucular kullanmakta veya bu maddeleri tamamen ortadan kaldıran tek kullanımlık plastik flakonlar üretmektedir.
Doktorların özellikle koruyucu madde içermeyen (tek kullanımlık veya özel pompalı) formları tercih etmenizi beklediği durumlar şunlardır:
- Şiddetli göz kuruluğu teşhisi
- Günde dört defadan fazla damla ihtiyacı
- Yeni geçirilmiş göz ameliyatları
- Düzenli kontakt lens kullanımı
- Kornea epitel hasarı varlığı
- Glokom damlası kullanımı
- Çeşitli göz alerjileri
Suni Gözyaşı Kullanımının Yanı Sıra Göz Kuruluğu Tedavisinde Hangi Basamaklar İzlenir?
Göz kuruluğu çoğu zaman sadece eksilen suyu yerine koyarak çözülemeyecek kadar karmaşık bir yapıdadır. Modern göz sağlığı yönetimi, bu hastalığı tedavi ederken basamaklı bir yaklaşım benimser. Birinci basamak genellikle hastanın günlük yaşamındaki risk faktörlerini azaltmasıyla başlar. Damla kullanımına ek olarak ortamın nemlendirilmesi, su tüketiminin artırılması ve beslenmede omega-3 yağ asitlerine yer verilmesi önerilebilir. Eğer kapak kenarlarındaki yağ bezlerinde tıkanıklık varsa, bu bezlerdeki donmuş yağları eritmek için sıcak havlularla uygulanan kompresler ve özel şampuanlarla yapılan kirpik dibi temizlikleri tedavinin ayrılmaz bir parçası olur.
Eğer bu ilk aşama şikayetleri dindirmeye yetmezse tedavi bir üst basamağa taşınır. Bu aşamada daha yoğun etkili, jel kıvamında ve koruyucu içermeyen ürünlere geçiş yapılabilir. Bazen gözyaşının gözden burun boşluğuna akıp gitmesini sağlayan minik drenaj kanallarının ağzına tıkaçlar yerleştirilerek, var olan az miktardaki gözyaşının gözde daha uzun süre kalması hedeflenir. Göz yüzeyindeki gizli hücresel iltihaplanmayı baskılamak için doktor kontrolünde bağışıklık sistemini düzenleyici damlalar tedavi protokolüne eklenebilir. Daha ileri ve inatçı olgularda ise kişinin kendi kanından laboratuvar ortamında hazırlanan ve doğal antikorlar ile iyileştirici faktörler içeren otolog serum gibi biyolojik tedavi seçenekleri dahi sürece dahil edilebilir.
Günlük rutininizde tedavinize destek olmak amacıyla evde veya ofiste alabileceğiniz basit önlemler şunlardır:
- Bol su içmek
- Odanın havasını nemlendirmek
- Ekran başında bilinçli olarak sık göz kırpmak
- Klimanın yönünü değiştirmek
- Sıcak kompres uygulamak
- Kirpik diplerini temizlemek
- Uyku düzenine dikkat etmek
Suni Gözyaşı Tedavisinin Yetersiz Kaldığı Durumlarda Cerrahi Çözümler Neler Olabilir?
Kimi durumlarda, hastaların yaşadığı geçmeyen kuruluk, yanma veya tam aksine gözden sürekli yaş akması gibi şikayetlerin altında hücresel bir eksiklik değil tamamen fiziksel ve anatomik bir sorun yatar. Yaşın ilerlemesi, dokuların gevşemesi veya çeşitli travmalar sonucu göz kapaklarının duruş pozisyonu değişebilir. Alt göz kapağının dışa doğru sarkması durumunda, gözyaşı bir havuzda toplanamaz ve doğrudan yanaklardan aşağı süzülür. Göz kapağının ve kirpiklerin içeri doğru dönmesi durumunda ise kirpikler her kırpmada gözün saydam yüzeyine sürtünerek tahrişe yol açar. Yüz felci geçirmiş bazı hastalarda uyku sırasında göz kapakları tam kapanmayabilir ve göz bütün gece açık kalarak aşırı bir buharlaşmaya maruz kalır.
Bu gibi mekanik problemler söz konusu olduğunda, en kaliteli suni gözyaşlarını dahi kullansanız alacağınız rahatlama oldukça sınırlı kalabilir. Çözüm, oküloplastik cerrahi alanında uzmanlaşmış göz hekimleri tarafından yapılacak düzeltici operasyonlarda yatar. Göz kapağının anatomik yapısı, küçük estetik ve fonksiyonel müdahalelerle yeniden eski sağlıklı konumuna getirilebilir. Bununla birlikte gözyaşını burun içine taşıyan kanallarda yapısal bir tıkanıklık varsa, hastalar sürekli göz yaşarması ve sabahları çapaklanma sorunu yaşayabilir. Yetişkinlerde burun kemiği civarında yeni bir yol açmayı hedefleyen kanal ameliyatları yapılabilirken, bebeklerde doğuştan gelen tıkanıklıklarda çok ince sondalarla yapılan nazik açma işlemleri planlanabilir. Bu tür durumlarda göz doktorunuz sizi en uygun cerrahi değerlendirme sürecine yönlendirecektir.
Suni gözyaşı ile çözülemeyen, gözyaşı dengesini tamamen bozan yapısal ve mekanik sorunlar şunlardır:
- Göz kapağı sarkması
- Kirpiklerin içe dönmesi
- Uyku sırasında gözün tam kapanmaması
- Gözyaşı kanalı tıkanıklığı
- Göz kapağı spazmları
- Göz kapağında doku kayıpları
- Yüz felci etkileri
Sıkça sorulan sorular
Suni gözyaşı damlası nedir ve hangi durumlarda kullanılır?
Suni gözyaşı damlaları, göz yüzeyini nemlendirmek ve gözyaşı eksikliğine bağlı kuruluk belirtilerini hafifletmek amacıyla kullanılan ürünlerdir. Kuru göz hastalığı, uzun ekran kullanımı ve çevresel etkenlerde önerilebilir.
Suni gözyaşı damlası nasıl doğru şekilde kullanılır?
Eller yıkandıktan sonra alt göz kapağı hafifçe aşağı çekilir ve damla göze uygulanır. Şişenin ucu göze temas ettirilmemeli, damlatma sonrasında göz kısa süre kapalı tutularak ilacın yayılması sağlanmalıdır.
Suni gözyaşı damlası günde kaç kez kullanılmalıdır?
Kullanım sıklığı göz kuruluğunun şiddetine ve kullanılan ürünün özelliklerine göre değişebilir. En doğru kullanım şekli göz hastalıkları uzmanının önerileri ve ürün prospektüsüne göre belirlenmelidir.
Suni gözyaşı damlası kontakt lens kullananlar için uygun mudur?
Bazı suni gözyaşı damlaları kontakt lenslerle uyumlu olarak kullanılabilir. Ancak her ürün aynı özellikte değildir. Lens kullanan kişilerin uygun damlayı seçmek için göz doktorunun önerisini alması önemlidir.
Suni gözyaşı damlası uzun süre kullanılabilir mi?
Koruyucu madde içermeyen suni gözyaşı damlaları, doktor önerisi doğrultusunda uzun süre kullanılabilir. Sürekli damla ihtiyacı varsa altta yatan kuru göz nedeninin değerlendirilmesi önerilir.
Suni gözyaşı damlası yan etkilere neden olabilir mi?
Uygulama sonrasında kısa süreli bulanık görme, hafif yanma veya batma hissi oluşabilir. Şiddetli ağrı, belirgin kızarıklık, görme azalması veya alerjik belirtiler gelişirse göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.
Suni gözyaşı damlası ile antibiyotikli göz damlası birlikte kullanılabilir mi?
Evet, gerekli durumlarda birlikte kullanılabilir. Ancak damlalar arasında genellikle birkaç dakika beklenmesi önerilir. Kullanım sırası ve süresi göz hastalıkları uzmanının önerilerine göre planlanmalıdır.
Suni gözyaşı damlası kuru göz hastalığını tamamen tedavi eder mi?
Suni gözyaşı damlaları belirtileri hafifletmeye ve göz yüzeyini korumaya yardımcı olur. Ancak altta yatan kuru göz nedenini ortadan kaldırmayabilir. Gerekirse ek tedaviler göz doktoru tarafından planlanabilir.
Suni gözyaşı damlası kullanırken nelere dikkat edilmelidir?
Damla şişesinin ucu göze veya kirli yüzeylere temas ettirilmemeli, son kullanma tarihi kontrol edilmeli ve açıldıktan sonra önerilen süre içinde kullanılmalıdır. Hijyen kurallarına uyulması enfeksiyon riskini azaltır.
Suni gözyaşı damlası kullanmasına rağmen şikâyetler düzelmezse ne yapılmalıdır?
Kuruluk, batma, kızarıklık veya görme bulanıklığı devam ediyorsa ya da şikâyetler giderek artıyorsa göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Altta yatan farklı bir göz hastalığı açısından ayrıntılı değerlendirme gerekebilir.

Prof. Dr. Tansu Erakgün, retina hastalıkları ve vitreoretinal cerrahi alanında 30 yıla yakın deneyime sahip bir göz hastalıkları profesörüdür. İzmir’deki Özel Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde retina dekolmanı, diyabetik retinopati, makula hastalıkları ve katarakt cerrahisi gibi ileri düzey tedaviler uygulamaktadır.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Prof. Dr. Erakgün, aynı kurumda göz hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra akademik kariyerinde hızla yükselerek 2004’te doçent, 2010’da profesör unvanını almıştır. Antwerp, Frankfurt ve Duisburg’daki ileri retina cerrahisi merkezlerinde eğitimler alarak uluslararası düzeyde deneyim kazanmıştır.
Prof. Dr. Erakgün, dünya literatürüne giren “Erakgun Spatula Knife” ve “Erakgun Snare” adlı cerrahi aletlerin tasarımcısıdır. Bu yenilikçi cihazlar, vitreoretinal cerrahinin global gelişiminde önemli bir kilometre taşı olmuştur. Bugüne kadar 15.000’in üzerinde cerrahi operasyon gerçekleştiren Prof. Dr. Erakgün, bilimsel çalışmaları ve klinik başarılarıyla Türkiye’de ve dünyada oftalmoloji alanında saygın bir otorite olarak kabul edilmektedir.
Aktif üyesi olduğu kuruluşlar arasında Türk Oftalmoloji Derneği, European Vitreoretinal Society (EVRS) ve American Academy of Ophthalmology (AAO) bulunmaktadır.
